videotakip
82 Takipçi | 62029 Takip
05 10 2010

TEK ÇARIK YÜZBAŞI KİTAP ÖZETİ (HAKKI KAMİL BEŞE)

Vatanını çok seven ve orduya tam kırk beş yıl hizmet ettikten sonra ,yüzbaşı olarak emekli olan bir adamın öyküsüdür. Romanın özeti: Türk ordusunda uzun uzun yılların yıpratmadan,örselemeden bize kadar getirdiği taptaze bir gelenek var:İyi,çok,büyük şeyler yapmak,fakat yaptıkları ile asla öğünmemek! Bu sanki mukaddes bir töredir.Sanki asker ocağıda her Mehmetçiğe,her subay adayına ebcet ve fatiha(ilk ve son bilgi)olarak şu vecize öğretilir:“Feda edilebilecek şeylerin sonuncusu hayattır;fakat,ey Türk askeri,şunu bil ki vatan uğrunda fedâ edebileceğin ilk değersiz şey hayatındır.”Tek çarık yüzbaşı ; doksana merdiven dayayan,asker ocağına nefer olarak girip,yüzbaşı olarak çıkan ve orduya tam kırk beş yıl hizmet verdikten sonra emekli olna Geleyli yüzbaşı süleymen Karaca dır.Emekli olduktan sonra köyünde oturup,torunlarını yetiştirir.Yüzbaşı gücü yettiği kadar köylüyüde yetiştirir.Başı sıkışan akıl danışmak için ona koşar.Yedi,sekiz köyün akıl hocasıdır.Bu köylerden hiçbirinin okulu yokken o,kapı kapı dükkan dükkan dolaşmış,para toplamış,malzeme toplamış,işçi toplamış ve Geley’in okulunu yaptırmıştır.Bir gün yüzbaşıyı görmeye memurlar gelir bunlar arasında,Kastamonu fidanlık müdürü Şevki Akalın,yüksek su mühendisi İbrahim Derin,Yüksek orman mühendisi Sait kantarel bulunur,bucak müdürü Nuri Tunçbilek ve bir de Celal Davut Arıbal vardır.Yüzbaşı kazaya gelen memurları birer ikişer evlendirerek kazaya bağlar.Yüzbaşı bu memurları ayak üstü türkü toplayan toy gençlere benzetir.Çünkü ne söyleseler halkı samimiyetlerine inandıramazlar bu memurlar ve bundan da çok şikayetçi olurlar yüzbaşıya.Yüzbaşı ise bu olaylar üstüne onlara bu benzetmeyi yapar ve bunu onların yüzlerine karşı söyler.Köylülerin böyle davranmalarının sebebi ise köylünün söze değil yapılan işlere baktığıdır.yüzbaşı bunların kuru sözlerden ziyade onlardan somut icraatlar beklemektedir ve ancak o zaman köylünün güveni oluşacaktır.Bir gün hep birlikte köy odasında otururlarken yüzbaşı bazı delikanlıların ... Devamı

05 10 2010

SON SIĞINAK KİTAP ÖZETİ (REŞAT NURİ GÜNTEKİN)

Yazarımızın  son esri olan bu kitapta, çocukluk günlerininunutulmaz anıları,yolculuklar,umutsuz aşklar,yaşanan acılar kaçırılmışmutluluklar ve bir tiyatro grubunun başından geçen ilginç olayları anlatıyor. ROMAN ÖZETİ   Süleyman bey, bir iş için gittiği Diyarbakır’dan İstanbul’a trenle gelirken yolda,  ücra bir kasabada yoğun kar yağışı yüzünden mahsur kalır.Kompartımanda uyurken bir bayanın yanlışlıkla üstüne su dökmesi sonucunda uyanır ve küçüklüğünde abisinin kendisini okula geç kalmaması yüzüne su serperek uyandırdığı günleri hatırlar.Aynı kompartımanda yolculuk ettiği,mesleği şarkıcılık olan Makbule adında bir bayanla tanışır.Trenin küçük bir kasabada yolların kapanmasıyla mahsur kalınca Süleyman bey biraz ısınmak ve birşeyler yemek için, bir kahvehaneye gelir.Orada çayını yudumlarken ,kasabanın Halkevi Başkanı olduğunu öğrendiği birisi gelir ve herkesi genç bir subayın düğününe davet eder.Halkevi evlenmeye gücü yetmeyen gençleri evlendiren bir yerdir.Süleyman bey, düğünde başkana sürekli takılan,muzip, yaşlı ,hoca lakaplı adı Eyüp olan  şahsı çok sempatik bulur.Hoca eskiden tiyatro ile uğraşmış,bu yüzden başına çok işler gelmiş biridir. Biraz sonra Makbule’yi bir paşanın masasında görür,onun isteğiyle masaya davet edilir ve İstanbuldan tanıdığı bir mirasyedi olan eski bir paşa çocuğu Servet bey ve paşayla Makbulenin aracılğıyla tanışır.Düğünün bitimine müteakip,tiyatroyu çok seven bu insanlar halkevinde, tiyatro seven birkaç kişiye,bir oyun sergilerler.Bu gösteri paşanın çok hoşuna gider.  Oyunun bitiminde birbirine ısınan bu dört kafadar Servet beyin maddi ve manevi destek sözü ile İstanbul’da Yeni Türk Tiyatrosunu kurmak üzere sözleşip birbirlerinden ayrılırlar.Süleyman bey bu sözün tutulacağından pek emin değildir.   Süleyman bey 1. Dünya savaşında Mısır’da Kanal harekatına katılmış eski bir yedek subadır.Onun tiyatro sevdası İngilizler tarafından esir tutulduğu Zekazik kampınadan gelmektedir.Orada boş zamanlarını geç... Devamı

05 10 2010

SOLAN UMUT KİTAP ÖZETİ (KERİME NADİR)

Kitapta genç bir kızın hayatında ortaya çıkan olaylardan bahsetmektedir. KİTABIN ÖZETİ:          Romanda bir genç kızın hayatından bahs ediliiyor.Başka bir söylenişle desek ,bu genç kızın  hayatında baş veren olaylardan bahs edilmektedir.Olaylar İstanbul’un bir semti olan Tarabya’da geçiyor.Romandaki bu genç kızın ismi Sitare’dir.         Sıcak bir yaz günü idi.İstinye koynunun durgun sularında hafif bir iz bırakarak kayan sandal kıyıya yanaşır yanaşmaz Sitare karaya atladı.Daha sonra sandalcıya para verdikten sonra yola koyuldu. Gideceği yer Mavi Köşk’te yaşayan bir profesörün evi idi.Bu profesör Ferruh Tayyip Bey idi.Ona ilgi duyan insanlar profesörü gazetelerdeki yazısından ve radyodaki konuşmasından tanıyorlardı.Sitare de bu indanlardan birisi idi.Kendisi profesöre çok hayrandı.Bu hayranlığından dolayı profesörü sık sık ziyaret eder ve ona olan bağlılığı gittikçe artardı.Sitare Mavi Köşke yaptığı ziyaretler sırasında profesörün ailesini de yakından tanımış oldu.Profesörün büyük oğlu Salim üç seneden beri Fransa’da tabii ilimler tahsil ediyor.Selim ise daha lisede öğrenci idi.Küçük kızı Belma da henüz orta okula devam ediyordu.Ferruh Bey’in eşi Fetanet Hanım da kocasını ve çocuklarını çok seven birisi idi.         Ferruh Bey de kendisine bu kadar ilgi duyan genç kıza git gide ilgi duymaya başlıyordu.Zaman geçtikçe Sitare’nin ailesi de profesörün ailesini tanımaya başlıyor ve zaman zaman karşılıklı olarak bir birlerini ziyaret ediyorlardı.         Profesörün büyük oğlu Fransa’daki tahsilini bitirdikten sonra  ailesine geri dönüyor ve Sitare’nin ablası olan Cevale ile evleniyor.Böylece iki aile arasında olan bağ daha da güçleniyordu.Gerçekleşmiş olan bu olay Sitare’nin ağabeyi Cavit’I ve annesi Behim hanımı çok mutlu etmiştir.Cavit kendisi Hava Kuvvetlerinde subay idi.Geçirdiği uçak kazas... Devamı

05 10 2010

SODOM VE GOMORE KİTAP ÖZETİ (YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU)

İstanbul’un işgali ve İsatanbul halkının işgale karşı tutumu kitapta anlatılıyor.KİTABIN ÖZETİ:         Birinci Dünya Savaşı henüz sona ermiştir.Osmanlı İmparatorluğu da bu felaketten payını almış ve ülkenin heryeri kargaşa içindedir. 1921’lerin İstanbul’u,İngilizler şehri şigal etmiş ve saray buna sesiz kalmıştır. İstanbul,Anadolu’dan kopuk ayrı bir dünya gibidir.Tıpkı Sodom ve Gomore gibi.Tanrının naletlediği şehirlerden ikisidir. İstanbul kızları İngiliz subaylarıyla beraber olmaktan gayet mutludurlar. Leyla’da bunlardan biridir.Bu nazik kızlarımız Kuvayi Milliyetçileri yabani dağ insanı olarak görmekte,hatta tiksinmektedirler.Leyla’ya aşık olan Necdet ise bağımsızlıktan umudunu kesmiş,olaylara sadece seyirci kalmıştır.Sevdiği kızın işgalci subaylarla olan yakınlığını görür fakat görmezden gelir,hatta o da bu subayların çevresinde oluşan yüksek sosyeteye katılır.Oysa Necdet’in arkadaşı Cemil bir şeyler yapmak gerektiğini düşünür ve Kuvayi Milliyecilere katılır ve sonunda şehit olur.Fakat o değeri bilinmez insanlardandır,vatan o ve onun gibilerinin kanlarıyla hayat bulmuştur.Vatanın ayakları aslında bağımsızlık savaşında ayaklarını yitiren gazilerimizindir.Onlar her bir uzuvunu kaybederken vatan yeniden el ayak sahibi olmuştur.         İstanbul’un bu şaşalı hayatı çok kısa sürer.Ezilmiş Anadolu insanının özlediği gün gelir.Bir gece Kuvayi Milliyeciler karanlığın içine akın eden ışık hizmeleri gibi akın ederler şehre.         Leyla,o eski hayatlarının mahvettiği için bu büyük savaşçıları nefretle karşılar.Necdet ise artık bu İngilizler tarafından kullanılmış vatanperverlik duygusundan yoksun kızdan soğumuştur.         Leyla dudaklarını Necdet’in dudaklarına uzatır.Necdet onu kucaklar ve bir köşeye bırakır. Dudaklarında bir kimyevi maddenin “rujun” yavan tadıyla bağımsız İstanbul’a katılır... Devamı